Amerika Birleşik Devletleri’nin Yeşil Dönüşüm Serüveni

Dünyada endüstri devriminden bu yana, atmosfere yaklaşık olarak 2 bin 500 milyar ton karbondioksit salımı gerçekleşti. Bunun 500 milyar tondan fazlası Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) ait. Küresel karbondioksit oranının yüzde 20’sine denk gelen bu pay ile ABD, Çin’den sonra dünyada en çok karbon salımı yapan ülke konumunda. Fakat, ABD’de sanayi üretiminin Uzakdoğu ülkelerine kayması ve kirliliği önlemeye yönelik atılan adımlarla karbon ayak izini azaltmayı başardı.

Küresel Karbon Projesi (GCP) 2022 verilerine göre ABD, 2020 yılında 4 milyar 713 milyon ton karbon salımı yaparak aynı yılda toplam küresel karbon salımının yüzde 13,5’inde pay sahibi oldu.

Petrol ve doğal gaz kaynaklı karbon salımında birinci sırada yer alan ABD’nin karbon salımının; 2 milyar 21 milyon tonu petrolden, 1 milyar 655 milyon tonu doğal gazdan, 889 milyon tonu ise kömürden kaynaklanıyor. Kişi başına düşen karbondioksit miktarına bakıldığında da ABD, dünyada ilk sırada yer alıyor. Ancak ABD, ülkenin ekonomik gelişim hedeflerini karşılarken aynı zamanda küresel iklim koruma çabalarına da eşlik etmek istiyor. ABD, gezegene zarar vermeye devam ederken, iklim değişikliği ile mücadele konusundaki girişimleriyle de çoğu zaman takdir topluyor. Ülkenin tarihine bakıldığında politik atmosferdeki değişimlerin, iklim kararları üzerinde etkili olduğu görülüyor. Bu sebeple ABD’nin iklim değişikliği ile mücadele geçmişi zikzaklarla dolu. Son dönemde Biden yönetiminin gerçekleştirdiği iklim faaliyetleriyle dikkatleri bir kez daha üzerine çeken ABD, Avrupa’nın 2050 yılı için hedeflediği sıfır emisyon taahhüdünü örnek alıyor. Başkan Joe Biden, federal hükûmete 2050’ye kadar “sıfır karbon emisyonu” seviyesine ulaşma hedefi koyan kararnameyi yaklaşık bir yıl önce imzaladı. Peki ABD bugüne kadar yeşil dönüşüm adına hangi adımları attı?

ABD’NİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ MÜCADELESİ ZİKZAKLARLA DOLU

ABD, 1950’ler itibarıyla iklim değişikliği ile mücadele konusunda lider ülkelerden biri oldu. 1955’te çıkarılan Hava Kirliliğini Kontrol Yasası ve 1963’te çıkarılan Temiz Hava Yasası, hava kirliliği ile mücadele alanında birçok ülkeye örnek oldu. Ülkede, hava kirliliğine karşı 1977 ve 1990 yıllarında yeni yasal düzenlemeler yapıldı. Donald Trump’ın başkan olduğu Ocak 2017 ve Ocak 2021 döneminde ise iklim değişikliği ile mücadelede gerilemeler yaşandı. 2017 yılının başında göreve başlayan Trump, bir önceki Barack Obama döneminde küresel ısınmaya karşı atılan tüm adımları revize etti. Obama’nın en büyük destekçisi olduğu ve müzakerelerine liderlik ettiği Paris İklim Anlaşması’ndan ayrılma kararı alan Trump, anlaşmanın iklim değişikliğiyle mücadeleden çok, diğer ülkelere ABD’ye karşı ekonomik avantaj kazandırmayı amaçladığını iddia etti. Ayrıca anlaşmanın oldukça maliyetli olduğunu savunan Trump, bu akdin Amerikan ekonomisinde 3 trilyon dolar ve 6,5 milyon istihdam kaybına yol açacağını savundu. 4 Kasım 2020’de Paris İklim Anlaşması’ndan ayrılan ülkede, kararı Demokratlar ve çevreciler eleştirirken, Cumhuriyetçiler destekledi. Bu sırada iklim değişikliğine yönelik diğer düzenlemelerin büyük bir bölümü gevşetildi, bir bölümünü de ortadan kaldırıldı. ABD Temiz Enerji Planı da yürürlükten kaldırıldı. ABD Temiz Enerji Planı, kömür yakıtlı enerji kaynaklarının 2030 yılına kadar yüzde 32 oranında azaltılmasını amaçlıyordu. Bu plan yerine devreye sokulan Ulaşılabilir Temiz Enerji Planı’nda bu azaltma oranı, yalnızca yüzde 1’di. Trump, aynı zamanda Obama döneminde yürürlüğe konulan elektrik üretimi sektörü için Temiz Enerji Gücü ve otomotiv sektörü için Kurumsal Otomotiv Yakıt Ekonomisi standardı düzenlemelerini değiştirerek hafifletti. Enerji konusunda ülkenin bağımsızlığını savunan Trump, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında yürütülen neredeyse tüm uluslararası çabalar için devletin fon desteğini geri çekti. George W. Bush’un başkanlık döneminde faaliyetlerine başlayan Yeşil İklim Fonu ve İklim Yatırım Fonu gibi yenilenebilir enerji girişimleri fonları da yine Trump döneminde sekteye uğradı. ABD, bu süreçte yalnızca az gelişmiş ülkelerdeki kömür yakıtlı enerji tesislerini fonladı.

ABD, Çin’den sonra dünyada en çok karbon salımı yapan ülke konumunda.

BİDEN’IN HEDEFİ 2050’ye KADAR SIFIR KARBON EMİSYONU

Trump’tan sonra başkanlık koltuğuna oturan Joe Biden ise yeni dönemde, iklim krizi ve temiz enerji kullanımına yönelik attığı somut adımlarla adından söz ettiriyor. Biden, göreve başlar başlamaz Paris İklim Anlaşması’na geri dönme sürecini başlattı. Paris İklim Anlaşması’na yeniden dönüş, Biden’ın seçim kampanyaları sırasında verdiği sözlerden biriydi. ABD, 19 Şubat 2021’de Birleşmiş Milletler’i bilgilendirerek anlaşmaya resmen geri döndü. ABD’nin anlaşmaya geri dönmesi, Avrupa Birliği’nin küresel iklim hedeflerinin başarısını yukarı taşıması açısından oldukça önemli bir adım oldu. İklim değişikliğiyle mücadelede çok taraflılığı teşvik eden Avrupa Birliği için iddialı iklim hedeflerini benimseyen güçlü bir ortağın bulunması, yeşil vizyonun küresel bir başarı öyküsüne dönüştürülmesi açısından büyük önem taşıyor. Anlaşmaya geri dönüş ile Biden, 2050 yılına kadar karbon nötr olmaya 2035 yılına kadar ise elektrik üretimi sektörünü karbonsuzlaştırmaya yönelik hedeflerini açıkladı. Net sıfır ekonomiye geçişin 23 trilyon dolar değerinde küresel temiz enerji piyasası üreteceğini belirten Biden yönetimi, federal hükûmete 2050’ye kadar “sıfır karbon emisyonu” seviyesine ulaşma hedefi koyan kararnameyi geçen yılın aralık ayında imzaladı. Bu kapsamda temiz enerjiyle çalışan araçlara yönelik pek çok plan yapılıyor. Her fırsatta otomobil endüstrisinin geleceğinin elektrik olduğunu ifade eden Biden, elektrikli araç ve batarya üretiminde sektör lideri olan Çin’i örnek aldıklarını söylüyor. Trump yönetiminin, araç emisyonları ve verimlilik standartlarını değiştirme süreci çoktan başladı. ABD yeni dönemde, 2030 yılına kadar ülkede satılacak tüm araçların yüzde 50’sinin elektrikli olmasını ve 2035 yılına kadar gazla çalışan araç alımlarını sona erdirmeyi hedefliyor. Hükûmet tarafından satın alınan hafif hizmet araçları da 2027 yılına kadar emisyonsuz hâle gelecek. Biden ayrıca ABD hükûmetinin filosunu elektrikli modellerle değiştirme sözünü verdi.

Başkan Biden, göreve başlar başlamaz Paris İklim Anlaşması’na geri dönme sürecini başlattı.

KÖMÜR YAKITLI ENERJİ TESİSLERİ KAPATILIYOR

ABD’de otomotiv ve enerji sektörleri güçlü lobilere sahip. Siyaset üzerinde oldukça etkili olan bu lobiler ile iklim regülasyonları hafifletilebiliyor. Ancak ABD’de şirketlerin iklim farkındalığı da yadsımamak gerekiyor. Amazon, Apple ve Google gibi şirketler kendi enerji tüketimleri için kendilerine ait yenilenebilir enerji teknolojilerini kullanıyor. General Motors ise Çin’de yer alan sekiz tedarikçisinin iklim performansını her fırsatta analiz ediyor. Bu şirketler, karbon etiketi ve karbon ayak izi gibi uygulamalar yoluyla ile sera gazı azaltımına katkı sağlıyor. Pepsi, Timberland ve Ford gibi şirketler de yabancı tedarikçilerine belirli sera gazı standartları uyguluyor. Ülkedeki şirketler, iklim değişikliği ile mücadelede kömüre karşı önlemler de alıyor. Morgan Stanley ve Citigroup gibi Amerikalı büyük yatırım bankalarının kömür kaynaklı tesisleri finanse etmeme konusunda kararları mevcut. Apple, üretim faaliyetlerden kaynaklanan emisyonları azaltmak için Çin’de yer alan altı eyalette 485 megawatt’lık bir temiz enerji projesine yatırım yapıyor.  Bunun yanı sıra Apple, dört yıl boyunca Çin Temiz Enerji Fonu’na 300 milyon dolar kadarlık bir yatırım yapacağını açıkladı. Fon, Çin’de 1 gigawatt’tan fazla yenilenebilir enerji üretecek temiz enerji projelerine yatırım yapacak.

EYALETLER DE YEŞİLE YATIRIM YAPIYOR

ABD’de iklim değişikliğinin azaltılmasına yönelik çabalar, sadece ulusal düzeyde kalmıyor. Yerel politika aktörleri de iklim politikalarına öncülük ediyor. Iowa, Güney Dakota ve Kansas gibi eyaletler, elektriğin yüzde 30’unu rüzgâr enerjisinden karşılıyor. Hawaii ve Vermont eyaletlerinde ise elektriğin yüzde 10’unu güneş enerjisinden sağlanıyor.

BİDEN’IN HIZLANDIRILMIŞ YEŞİL YATIRIMLARI

Biden yönetiminin bir diğer önemli adımı, ülkedeki kömür yakıtlı enerji tesislerine yönelik oldu. 530 kömür yakıtlı enerji tesisinin, yarısından fazlasının 2030’a kadar kapatılması planlanıyor. ABD’de şu ana kadar 312 kömür yakıtlı enerji tesisi kapatıldı. 218 kömür yakıtlı tesis faaliyetini sürdürüyor. American Electric Power, Duke Energy ve Southern Co. gibi en yoğun kömür kullanan kuruluşlar ise önümüzdeki dönemde bu santrallerden inşa etmeyi planlamıyor. Bütün bunların yanı sıra Biden yönetimi, ülkenin sürdürülebilir temiz enerjiye geçişi için 2 trilyon dolar ayırdığını duyurdu. Bu hızlandırılmış yatırım planı kapsamında; 1,5 milyon sürdürülebilir konut inşaatı teşvik edilecek. 100 bin ve daha fazla nüfusu her Amerikan şehrine yüksek kaliteli, sıfır emisyonlu toplu taşıma seçenekleri sunulacak. Temiz, Amerikan yapımı elektrik üretilmek üzere çalışmalar başlatılacak. 4 milyon bina yükseltilecek ve 2 milyon ev dört yıl içinde hava şartlarına uygun hâle getirilecek. Terk edilmiş kömür, taş kayası ve uranyum madenleri geri kazanılacak. Akıllı tarım alanında iş sahaları kurularak istihdam yaratılacak. Ülkede batarya depolama, negatif emisyon, yeni nesil yapı malzemeleri, yenilenebilir hidrojen ve ileri nükleer teknolojilerinin üretimi sağlanacak. Biden’ın bu yatırımları hayata geçirmesi ile ülkenin orta sınıfını genişleten sendikalı iş alanlarının yaratılması sağlanmış olunacak. Biden’ın hızlandırılmış planı; modern bir altyapı oluşturmayı, 2035 yılına kadar karbon kirliliğinden arınmış bir enerji sektörü yaratmayı, binalarda enerji verimliliği yatırımlarını, sürdürülebilir bir tarım altyapısı oluşturmayı ve çevresel adaleti içeriyor.

Total
0
Paylaşım