Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, Taksonomi ve Yapı Sektörü

Taksonomi, iklim değişikliğinin azaltılmasına önemli katkılar sağlayacak faaliyetleri içeriyor. AB Taksonomisi’ne göre inşaat ve gayrimenkul sektörü; Avrupa’da gerçekleşen enerji tüketiminin yüzde 40’ından, karbon emisyonlarının ise yüzde 36’sından sorumlu olduğundan, en yoğun enerji tüketen sektörler olarak tanımlanıyor.

Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği’nin (AB) 2050’de iklim nötr ilk kıta olmasını hedefleyen Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı Aralık 2019’da yayınladı. Bunun bir bileşeni olarak 2030 İklim Hedef Planı, 2030 yılına kadar 1990’a kıyasla sera gazı emisyonlarının yüzde 55 oranında azaltılmasını hedefliyor. AB Yeşil Mutabakatı’nın genel hedeflerinin yanı sıra, yapı sektörü ve gayrimenkul endüstrisi için aşağıdaki girişimler ve direktifler izlenmektedir:

  • Binaların Enerji Performansı Direktifi (EPBD)
  • Enerji Verimliliği Direktifi
  • Enerji Etiketleme ve Yürürlükten Kaldırma Direktifi
  • Yenilenebilir Enerji Direktifi
  • Enerji ile ilgili ürünler için eko-tasarım gereksinimlerinin belirlenmesi konusunda Döngüsel Ekonomi Eylem Planı
  • AB Taksonomisi

Bu girişimler içinde diğerlerine göre yeni duyulan AB Taksonomisi, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve adaptasyonu için gerekli olan ekonomik faaliyetler için geliştirilen bir sürdürülebilirlik sınıflandırma sistemi. Taksonomi ile yeşil boyamanın (greenwashing) önüne geçilerek, yatırımcılar için hangi ekonomik faaliyetlerin sürdürülebilir olduğunun tanımlanması hedeflenir. Taksonomi, neyin sürdürülebilir bir faaliyet olarak kabul edilmesi gerektiğini ve neyin düşünülmeyeceğini açıklığa kavuşturmak ve en çok katkıda bulunan önemli faaliyetleri tanımlamak için bir araç olarak görülmektedir. Yapı sektörü, bu tür bir açıklamaya ihtiyaç duyan bir sektördür. AB Taksonomisi tüm ekonomik ve finansal oyuncular, politika geliştiricileri için ortaya konulmuş fevkalade gerekli bir çalışmadır. Eylemin hızlandırılmasına ve işlem maliyetlerinin azaltılmasına yardımcı olur.

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, taksonomi ve yapı sektörü

Gayrimenkul sektörüne kredi verenler, “net sıfır karbon ekonomisi” dönüşümünün önemli hızlandırıcılarıdır. Ancak veri söz konusu olduğunda, bankalar bu süreçte alıcı noktadadır. AB Taksonomisi, bir sonraki standardizasyon ve şeffaflık seviyesidir. Aynı zamanda yeni sürdürülebilirlik bağlantılı finans ürünlerin geliştirilmesini de tetikleyecektir.

Biyoçeşitliliği geri getirmek, kirliliği azaltmak, temiz ve döngüsel bir ekonomiye geçmek için endüstri sektörlerinde kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak amacıyla geliştirilen önemli eylemlerden yapı sektörünü ilgilendirenler:

  • Yeşil teknolojilere yatırım
  • Endüstriyel yeniliklere destek
  • Temiz, son derece uygun fiyatlı ve sağlıklı özel ve toplu taşımaya erişim
  • Enerji sektörünün karbonsuzlaştırılması
  • Binaları daha enerji verimli hale getirmek
  • Küresel çevre standartlarını iyileştirmek için uluslararası ortaklarla iş birliği yapmak

AB Yeşil Mutabakatı çatısı altında, yapılı çevre için Ekim 2020’de “yenileme dalgası” başlatıldı. Planda belirtilen, bugünkü yapı stokunun yüzde 75’i enerji verimsiz olmakla birlikte, bunların neredeyse yüzde 85-95’inin 2050 yılında hâlâ kullanımda olacağı öngörülüyor. Mevcut enerji verimliliği yenileme oranı yaklaşık yüzde 1 olduğundan yenileme dalgası, uygun finansman programlarının desteğiyle konut ve konut dışı binalar için bu oranın 2030 yılına kadar iki katına çıkarılmasını hedeflemektedir.

Taksonomi

Taksonomi, iklim değişikliğinin azaltılmasına önemli katkılar sağlayacak faaliyetleri içeriyor.  AB Taksonomisi’ne göre inşaat ve gayrimenkul sektörü; Avrupa’da gerçekleşen enerji tüketiminin yüzde 40’ından, karbon emisyonlarının ise yüzde 36’sından sorumlu olduğundan, en yoğun enerji tüketen sektörler olarak tanımlamaktadır.Taksonomi, Avrupa yapı stokunun yüzde 75’inin verimsiz olduğunu ve yenileme oranının yıllık ortalama yüzde 1 civarında düşük kaldığını öngörmektedir.  Buna ek olarak, verimli yeni inşaat binaları, sadece yüzde 2’yi temsil etmekte ve bu da haliyle mevcut inşaat sektörünü karbonsuzlaştırmak adına kritik bir sektör haline getirmektedir.AB Taksonomisinde ilk belirlenen kriterler ve eşikler, bir enerji ve kaynak verimliliği kriteri ile Önemli Zarar Verme Kriterleri (DNSH) kümesinin kombinasyonudur. Yeni inşaat projelerinin, ulusal yönetmeliklerin öngördüğünden en az yüzde 10 daha düşük net bir birincil enerji talebi elde etmesi gerekiyor. Mevcut binalar, en az bir EPC sınıfı A sağlamak zorunda olmalı veya bina, ilgili ülkedeki operasyonel birincil enerji talebine göre en iyi performans gösteren binaların ilk yüzde 15’inde yer almalı. AB Taksonomisi’nin şu anda onaylanan diğer hedefi olan İklim Değişikliğine Uyum, dayanıklılık üzerinde daha güçlü bir odaklanmaya sahiptir. Diğer hedefler hâlâ geliştirilmektedir ve zaman içinde Taksonomi bunları da kapsayacaktır. AB Taksonomisi’nin önemli hedeflerinden biri inşaat, gayrimenkul sektöründe net sıfır enerji ve ayrıca net sıfır karbon ile faaliyetlerin yürütülmesidir. AB Taksonomisini geliştiren teknik uzman grubu, bazı önemli konulara da bakış açısı sunmaktadır. Bunlar tavsiye olarak söylenmiş ancak henüz resmi olarak Taksonomi’ye kabul edilmemiştir.

Teknik uzman grubunun (TEG) AB Taksonomisi konusundaki tavsiyeleri:

  • 2021’den önce inşa edilen binaların, 2050 yılına kadar net sıfır operasyonel karbona ulaşması için net-sıfır karbon yol haritası,
  • 2025 yılına kadar enerji ve karbon emisyonları için mutlak eşiklere dönüştürülecek her ulusal stokun ilk yüzde 15’inin performansı ve
  • 2025’ten itibaren ve sonrasında her beş yılda bir, performans seviyesi 2050 yılına kadar net sıfır operasyonel karbona ulaşan bir yolu yansıtacak şekilde düşürülmelidir.
  • NZEB gereksiniminden yüzde 10’luk göreceli iyileşmenin gözden geçirilmesi,
  • 2025’e kadar somutlaşmış karbon için eşiklerin tanıtılması,
  • Binalarda düzensiz enerji kullanımından (yani plug-in elektrik yüklerinden) kaynaklanan karbon emisyonlarını gidermek için uygun kriterlerin ve eşiklerin geliştirilmesi gereklidir.

Taksonomi için en önemli konulardan biri de sağlıklı veridir. Global Alliance for Buildings and Construction Raporu’nda (GlobalABC) yayınlanan araştırma; veri ve bilgi yönetimi oluşturma konusunda daha tutarlı bir yaklaşım benimsemenin en zorlu yönünün veri eksikliği değil, merkezi bir veri ve bilgi depolama seçeneğinin olmaması olduğunu ve verilerin paylaşılmama sorunundan dolayı ele geçmediğini doğruladı. İkinci önemli konu ise Enerji Kimlik Belgeleri’nin (EKB), ülkeler arasında büyük farklılıklar göstererek karşılaştırılmanın imkânsız hale gelmesidir.

SONUÇ

İnşaat sektörü için, ilk hedef olan İklim Değişikliğinin Azaltılması için Taksonomi çerçevesi oldukça karmaşık ve veri yoğundur.  Gayrimenkul sektöründe taksonominin kabulü, zaman alacaktır.  Türkiye’de de ortaya konulacak taksonomiyi başarıya ulaştırmak için net tanımlar ve kriterlerin oluşturulması, verilere kolay erişilmesi, bu alanda uzmanların seçilmesi, iş birliğine dayalı çalışmaların eğitimlerle desteklenmesi şarttır.

Türkiye kendi taksonomisini, AB Taksonomisi de dâhil olmak üzere mevcut uluslararası taksonomiler üzerine inşa edebilir ve Türkiye bağlamında net sıfıra odaklanabilir. Ekonomik aktiviteler şu üç alanda odaklanmalıdır:

  1. Yeni bina
  2. Bina yenileme
  3. Mülklerin edinilmesi ve mülkiyeti

Referanslar:

  • EU Taxonomy: New Buildings, https://ec.europa.eu/sustainable-finance-taxonomy/activities/activity_en.htm?reference=7.1
  • Fiec (2020), Position Paper on Taxonomy, 2020_07_17_FIEC_Reaction_Taxonomy_Chapter_on_Construction__Real_Estate_Activities.pdf
  • Global Alliance for Buildings and Construction (GlobalABC)

Total
6
Paylaşım
Benzer İçerikler
Oku

Gezegenin Çevresel Sınırları

İhracat açısından bakıldığında, Avrupa Birliği’nde uygulanan çevresel kuralların üretimimize yansıtılması akıllıca bir ilk adım olacaktır.
Oku

Sürdürülebilirlik için Doğa ve Korunan Alanlar

Doğa kaybı alarm verici düzeyde olsa da “doğa pozitif” bir gelecek için imkânsız değil. Bunun için “adil” ve “karbon nötr” bir ekonomiye geçerken dünyamızın değerli ekosistemlerini de en geniş ölçekte ve en iyi şekilde korumamız gerekiyor. Dünyayı, insan-ekonomi-doğa uyumu ile yaşanabilir bir gezegene dönüştürmek için bu belki de son şansımız.