fbpx

Endişeliyiz çünkü…

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Kızılderili Şef Seattle’a ait olduğu söylenen bu sözü belki de duymayan kalmamıştır. Aslında bu söz, şefin 18. yüzyılda Amerikan başkanına gönderdiği uzun mektubun kısa bir özetidir. Ve gelecek üç asırda yaşanacaklar için bir uyarı niteliğindedir.

Bu sözün söylendiği günden bugüne, doğa açısından her şey kötüye gitti.

İnsanlık olarak değerlendirdiğimizde ise yanıtı, bakış açımız belirliyor. İnsan hakları ve sağlık koşulları açısından sahip olduklarımızın, o günlerle mukayese bile edilemeyeceğini düşünüyorum. Alınacak birçok önlem, atılacak birçok adım olsa da bu konuda geçmişe özlem duyan biri değilim.

Atalarımız, bugün sahip olduğumuz imkânları görse, muhtemelen cennette refah içinde yaşadığımızı düşünürdü.

Fakat yine de mutsuzuz. Peki ama cennette yaşıyorsak neden hâlâ mutsuzuz?

Çünkü sahip olduğumuz cenneti kaybetme endişesi yaşıyoruz ve bu endişemiz her geçen gün daha çok büyüyor. En çok da çocuklarımızın geleceği için kaygı duyuyoruz.

Salgınlar, kirlilik, enerji krizi, temel gıdaya ulaşım zorluğu ve en önemlisi su tehdidi bu endişelerimizi daha da artırıyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz enerji krizi bir küresel resesyona doğru eviriliyor. Hayat pahalılığı insanları daha çok yoksullaştırırken, Birleşmiş Milletler’in açlığı bitirmek ve temiz suya erişimi artırmak gibi hedeflerini tehdit ediyor.

UNICEF yeni yayımladığı raporunda; 15 ülkede beş yaşın altındaki yaklaşık 8 milyon çocuğun acilen tedavi edici gıda ve bakıma ulaşamazsa, ölüm riski altında olduğuna vurgu yapıyor. Küresel ekonomiyi yöneten politikacılar ise maalesef günü kurtarma derdinde.

Dünyanın bir su krizi ile karşı karşıya kalması durumunda nasıl bir senaryo yaşayabileceğimizi hayal edebiliyor musunuz?

Yaklaşık üç yüzyıl önce Şef Seattle’ın yaptığı uyarıya bugün bilim insanları daha somut veriler ortaya koyarak dikkat çekiyor.

Her şeye rağmen geleceğe dair iki umudum var: Bilimsel alandaki hızlı gelişim ve bilinçli bir neslin bayrakları yavaş yavaş devralmaya başlayacak olması… Çünkü gençler, onları bekleyen zorlu mirasın farkında.

Salgın döneminde yeniden maskesiz nefes almamızı sağlayan bilimi takip edersek, daha temiz nefes de alabiliriz.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin söylediği gibi: “Bilimden gidilmeyen yolun sonu, karanlıktır.”


Total
0
Paylaşım
Benzer İçerikler
Oku

Yarınlara Sözümüz Olsun

Cemreler bir bir düşerken havaya, suya, toprağa; biz de bahar neşesiyle ve renkleriyle hazırladık yeni sayımızı. Her kuşak,…
Oku

Üretim Sürdürülebilirse Yaşam da Sürdürülebilir…

Sera gazı salımına yönelik yayımlanan güncel raporlar, 2020’de küresel ticaretin yavaşladığı salgın döneminde, Çin hariç tüm ülkelerin emisyon salımında düşüş olduğunu gösteriyor. Üretimin yeniden arttığı 2021 yılında ise emisyon oranları yine artışa geçti ve Çin, yine en fazla kirliliği yaratan ülke oldu.
Oku

Yıkıldık

O kadar karışık duygular içindeyiz ki… Toplum olarak bu dönemde bizi anlatacak en iyi kelimenin “yıkıldık” olduğuna inanıyorum.…
Oku

Tüketim Yarışının Mağlubuyuz

İnsanlığın en ilkel ve en temel özelliklerinden olan dikkat çekme, henüz çocukken başlıyor. Her davranışımızda veya her söylemimizde etrafımızdaki insanların dikkatini çektiğimiz ölçüde var olduğumuzu düşünüyor, varlığımızı pekiştiriyoruz... Bu ihtiyaç, zamanla daha da ete kemiğe bürünerek adeta bir yarışa dönüşüyor. Ve bu durum, tarih boyunca insanlığın yarış hâlinde olmasına sebep oluyor.