fbpx

Madencilikte Sorumlu Üretim Sürdürülebilir Gelecek

Maden, herkesin bildiği gibi doğaya yönelik tahribatı en yüksek ve en çok eleştirilen sektörlerden biri. Ancak sektör, rehabilitasyon uygulamaları ile sürdürülebilir bir gelecek için çabalıyor. Peki, maden sektöründe “sürdürülebilir üretim” yapma fikri gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Globaldeki en önemli gündem maddesi ve tüm sektörleri ortak paydada buluşturan tek konu sürdürülebilirlik. Özellikle son bir yıldır, ülke politikalarının bu doğrultuda yeniden şekillendiğinin ve dönüşme çabalarının ne denli yoğun bir şekilde ilerlediğinin en yakın tanıklarıyız. Bu bakış açısı ile yenilenen dünya düzeninde, sektörler bazında da “sorumlu üretim” anlayışı kabul görmeye başladı. Birçok sektör, aldığı radikal kararların ışığında öncü bir misyon edinerek sürdürülebilir üretim yolunda bilinçli adımlarla ilerliyor. Bu sektörler arasında en çok dikkat çeken ise hiç kuşkusuz maden.

Dünyada yıllık 1,5 trilyon dolar değerinde ve 10 milyar tonun üzerinde maden üretiliyor. Bu rakamın %75’i enerji ham maddeleri, %10’u metalik madenler, %15’i ise endüstriyel ham madde üretimine ait.

Globaldeki en önemli gündem maddesi ve tüm sektörleri ortak paydada buluşturan tek konu sürdürülebilirlik. Özellikle son bir yıldır, ülke politikalarının bu doğrultuda yeniden şekillendiğinin ve dönüşme çabalarının ne denli yoğun bir şekilde ilerlediğinin en yakın tanıklarıyız. Bu bakış açısı ile yenilenen dünya düzeninde, sektörler bazında da “sorumlu üretim” anlayışı kabul görmeye başladı. Birçok sektör, aldığı radikal kararların ışığında öncü bir misyon edinerek sürdürülebilir üretim yolunda bilinçli adımlarla ilerliyor. Bu sektörler arasında en çok dikkat çeken ise hiç kuşkusuz maden.

Maden, herkesin bildiği gibi doğaya yönelik tahribatı en yüksek sektörlerden biri. Aynı şekilde çevre aktivistleri tarafından da eleştiri oklarının en fazla yöneltildiği sektörler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yaşanan tahripkâr örnekleri göz önüne alarak değerlendirdiğimizde eleştirilerin pek de yersiz olmadığı aşikâr. Ancak sektörün, gelecek adına daha iyi bir tablo çizmek için çaba sarf ettiğini de söylemek gerek. Özellikle “rehabilitasyon” işlemini hassasiyetle sürdüren maden sektörü, bu sayede birçok iyi örneğe imza attı. Rehabilitasyon işlemiyle ormanlara ya da verimli tarım arazilerine dönüşen atıl durumdaki maden sahaları ile hem doğanın hem de ekonominin kazandığı bir sonuç ortaya çıkıyor. Peki, maden sektöründe “sürdürülebilir üretim” yapma fikri gerçeği ne kadar yansıtıyor?

MADENCİLİĞE YAKINDAN BAKIŞ

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki madenler, insanlığın başlangıcından itibaren yaşamın içinde yer alan önemli güç unsurlarından. Tarım gibi madencilik de çok uzun yıllardan bu yana toplumların öncelikli ihtiyaçları için gerekli olan ham madde kaynağını sağlıyor ve bu yönüyle de ülkelerin ekonomik kalkınmasında kilit rol oynayan sektörlerden biri olarak gösteriliyor. Madenleri tanımadan önce parlak renkli, mineral ve cevherleri toplayıp, boya olarak kullanan insanlığın, madeni keşfi ve işlemeye başlaması ile gelir sağlayan kaynaklara ulaşması sayesinde hızlı bir gelişim sürecine girdiği biliniyor.

Madenciliğin beşiği olarak kabul edilen Anadolu’da da birçok maden işletmesi bulunuyor.

Bugüne döndüğümüzde, dünyadaki petrol, gaz ve özellikle de madencilik sektörlerinin yüzde 50’den fazlasının merkezi olarak Kanada öne çıkıyor. Maden rezervlerinde olduğu kadar maden üretimleri ile de dikkat çeken diğer ülkeler ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin, Güney Afrika, Avustralya, Rusya ve İngiltere. Türkiye de karmaşık jeolojik ve tektonik yapısı sayesinde çeşitli maden yataklarına ev sahipliği yapıyor. Dünyada yaklaşık 90 çeşit madenin üretimi yapılırken ülkemizde 60’a yakın maden türünde üretim yapılıyor. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) verilerine göre dünyada 132 ülke arasında toplam maden üretim değeri itibarıyla 28. sırada yer alan Türkiye, maden çeşitliliği açısından ise 10. sırada konumlanmış durumda. Dünyadaki endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5’i, kömür rezervlerinin yüzde 1’i, jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8’i ve metalik maden rezervlerinin yüzde 0,4’ü Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’nin en zengin olduğu maden ise bor.

MADEN OCAĞINDAN DOĞAYA…

Ekonomiye doğrudan katkısı böylesine yüksek bir sektör olmasına rağmen madencilik, doğaya yönelik kalıcı ve olumsuz etkisi en yüksek iş kalemlerinden biri. Bu yönü de madenciliğin, en çok eleştiri alan sektörlerden biri olmasına neden oluyor. Ancak son yıllarda artarak devam eden sürdürülebilir örnekleri ile madencilik sektöründe dikkate değer bir dönüşüm yaşanıyor. Ezcümle madencilik anlayışının, sorumlu bir bilinç ve sürdürülebilir bir bakış açısıyla dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bu dönüşüm de rehabilitasyon ile gerçekleşiyor.

Maden rehabilitasyonu, madencilik faaliyetleri nedeniyle doğada oluşan hasarın onarılma sürecidir. Madenciliğin yapıldığı yerlerde, arazi genellikle tüm bitki örtüsünden temizlenir, peyzaj büyük ölçüde değiştirilir ve ekosistem tamamen bozulur. Bu sebeple de maden sahası üzerindeki üretimin sonlanmasının ardından arazinin rehabilite edilmesi gerekiyor. Rehabilitasyon süreci uygun şartlar altında uygulandığı takdirde çevreye zarar vermeden maden üretiminin yapıldığı saha, doğaya geri kazandırılabiliyor.

Post-Mining Nedir?

Dünya genelinde madencilik, uzun bir izin süreci ile başlar. Madencilik hakkı ve izinlerin verilmesi ile başlayan süreç, arama ve üretim aşamaları ile devam eder; madenin kapatılması ile son bulan bir döngüde ilerler. Birkaç aşamadan oluşan bu uzun döngü tamamlandığında ise post-mining (madencilik sonrası) süreci başlar. Post-mining, maden üretimi sonrasında kazı yapılan alanın, yani maden sahasının emniyeti ve yeniden kullanımı için gerekli işlemleri ve bu işlemlerin takibini kapsar. Tam olarak açıklamak gerekirse post-mining, tek bir maden alanının basitçe kapatılmasının çok ötesine geçerek bir bölge ve hatta ülkedeki supra-bölgesel ile bölgesel değişiklikleri tanımlar.

Rehabilitasyon programlarının ana hedefi, madencilik işlemleri süresince tahribata uğrayan bölgede yeniden bir bitki örtüsü oluşturmaktır. Bu noktada da arazinin kullanım amacı ne olursa olsun, seçilen bitki örtüsünün üretken ve sürdürülebilir olmasına dikkat ediliyor. Bitki örtüsü ticari kullanım için ise üretkenlik seviyelerinin doğal topraklardaki benzer işletmelerle rekabet etmesi oldukça önemli. Doğal bitki örtüsünün restore edildiği yerlerde, üretkenlik seviyesi kendi kendini idame ettiren bir ekosistem kurmak ve sürdürmek için yeterli olmalı. Rehabilite işleminin sonucunda olumsuz çevresel etkilerin minimize edilmesinin yanı sıra mümkün olduğunca yüksek düzeyde çevresel aktif ve ekosistem faydası yaratılıyor. Dünyada İngiltere ve Kanada’da birçok örneği bulunan bu işlem sonucunda bölgeler yalnızca ormana dönüştürülmüyor. İngiltere’nin Cornwall bölgesindeki kaolin ocakları tropikal bir bahçe hâline getirilirken İsveç’in Dalarna kentindeki 175 metre genişliğindeki bölgeye, 4 bin 500 kişilik sahnenin yer aldığı bir etkinlik alanı inşa edilmiş. Aynı şekilde atıl maden sahalarının rehabilitasyonu sonucunda tema parkı, golf sahası ve tren test merkezi hâline evrilmiş birçok örnek mevcut.

Madenciliğin beşiği olarak kabul edilen Anadolu’da da birçok maden işletmesi bulunuyor. Ülkemizde yasalar gereği tüm madenler üretimlerini tamamladıktan sonra sahaları rehabilite etmek zorunda. Özellikle 2014 ile 2018 yılları arasında Enerji Bakanlığı tarafından hayata geçirilen “Maden Sahaları Rehabilitasyon Eylem Planı” kullanımı tamamlanmış atıl maden sahalarının doğaya geri kazandırılması için ciddi bir süreç yürütüyor. Ancak rehabilitasyon süreci ile başarılı işlere imza atan maden işletmelerinin yanında ne yazık ki yasalara uymayan işletmelerin sayısı da bir hayli fazla. Bu konuda hem sektöre yönelik bakışın değişmesi hem de doğanın tahribat oranının en aza indirilebilmesi için bakanlığın, süreci daha sıkı takip etmesi gerekiyor.

TÜRKİYE’DE REHABİLİTASYON SÜRECİ

Maden sahalarının rehabilitasyon işlemi ile doğaya geri kazandırıldığı örnekler, Türkiye’de de bir hayli artmış durumda. Çam ormanlarına dönüştürülen maden sahalarının yanında tarım arazisine dönüştürülen atıl maden sahaları ile ciddi bir gelir sağlanıyor. Çam, zeytin, badem, sedir, deve dikeni, lavanta ve biberiye gibi gelir getirici bitkilerin dikildiği sahalarda üretilen ürünler, yurt dışına ve yurt içine ihraç edilerek ekonomik bir katma değer yaratılıyor.

Çam ormanlarına dönüştürülen maden sahalarının yanında tarım arazisine dönüştürülen atıl maden sahaları ile de ciddi bir gelir sağlanıyor.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de başarılı ve birçok maden şirketine model olarak gösterilebilecek maden rehabilitasyonu örnekleri bulunuyor. İzmir, Balıkesir, Burdur ve Aydın’da doğaya kazandırılmasının yanında ekonomiye de katkı sağlayan sürdürülebilir madencilik çalışmalarını görmek mümkün. Örneğin, İzmir Efemçukuru köyündeki altın madeni ocağı şu an bir tarım arazisine dönüşmüş durumda. Tarımsal üretimin başlaması ile kadın kooparatiflerinin kurulduğu sahada üzüm, ceviz, lavanta, muşmula, kekik ve biberiye gibi katma değeri yüksek ürünler üretildiği gibi aynı zamanda arıcılık da yapılıyor. Aynı şekilde yine İzmir Ovacık’taki altın madeni, 2005 yılında işletmesinin tamamlanmasının ardından rehabilitasyon sürecine girdi. Bugün bu sahada 2 bin 800 fıstık çamı ile 10 binin üzerinde zeytin ağacı bulunuyor. Balıkesir Havran’da 2010 yılında üretimi tamamlanan maden sahasına ise 36 bin 500 ağaç dikilerek, bölge bal ormanı hâline getirilmiş.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in son açıkladığı rakamlara göre, uzun yıllardır hassasiyetle yürütülen rehabilitasyon işlemleri 2019 ve 2020’de tüm hızıyla devam etti. Son iki yılda, bakanlık kurumlarının hummalı çalışması sayesinde toplam 827 bin 286 fidan daha orman varlığına dâhil edildi. Türkiye Kömür İşletmeleri’nin (TKİ) paylaştığı bilgiye göre ise üretim sahalarına, son 30 yılda toplam 10 milyon 754 bin 837 ağaç dikilerek, atıl bölgeler ekosisteme tekrar kazandırıldı.

MADEN, EKONOMİNİN VAZGEÇİLMEZİ

Tüm sektörlere ham madde kaynağı olması sebebiyle ihracat ve ekonomiye dolaylı katkısı toplam 40 milyar dolar olan maden sektörü, 2020 yılını pandemi nedeniyle yüzde 0,9 kayıpla tamamlamıştı. 2020’de toplam ihracatı 4,27 milyar dolar olan sektör, 2021’de Cumhuriyet tarihi rekorunu kırarak 5 milyar 930 milyon dolarlık maden ihracatına imza attı. Açıklanan rakamlar; 2000 yılında 565 milyon dolar olan maden ihracatının, 20 yılda 10 katın üzerinde bir artış yakaladığını gösteriyor.

Madenciliğin, ülke ekonomisinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu söyleyen Bakan Dönmez: “Madencilik ekonomik büyümenin, gelişmenin ve en önemlisi de günümüz teknolojisi ile pek çok sektörün altyapısını oluşturuyor. Ekonominin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca sahip olduğu yüksek katma değer ve istihdam kapasitesiyle sürekli büyümesi, geliştirilmesi ve desteklenmesi gereken bir sektör. Çünkü madencilikte yatırımcı kazanıyor, milletimiz kazanıyor, devlet kazanıyor, madenciliği besleyen alt sektörler kazanıyor. Hele ki üretim ve ihracat odaklı yeni büyüme modelimizde madencilik ekonomiyi besleyen en kritik sektörlerden biri hâline gelecek. Madencilikte hiçbir zaman taviz vermediğimiz iki kırmızı çizgimiz var: İş sağlığı, güvenliği ve çevre.” diyor.

Total
0
Paylaşım
Benzer İçerikler
Oku

Durdurulamaz Bir Yükseliş E-Ticaret

E-ticaret, son birkaç yıldır bugüne kadarki en hızlı büyümesini yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. 2021 yılında 4,9 trilyon dolara ulaşan global e-ticaret hacminin 2022 yılı sonunda 5,5 trilyon doları geçeceği tahmin ediliyor.
Oku

Çelik Sektörü İlk Beşe “Yeşil Mutabakat” ile Girecek

Avrupa lideri olan Türk çelik sektörü, dünya beşinciliği için çevreci yatırımlarla Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı lehine çevirmeye çalışıyor. Avrupa, Türkiye’de hazır gördükleri şirketlere iş teklif etmeye başlarken, hidrojen enerjisi teknolojisiyle dönüşen dev firmaların, KOBİ’lerle birlikte hareketi, sektöre sıçrama getirecek.