fbpx

Son Irmak Kuruduğunda…

Yaşamın devamlılığı noktasında en önemli kaynaklardan biri olan su, biyolojik çeşitliliği ayakta tutma konusunda da büyük bir rol üstleniyor. Su kaynakları, başta iklim krizi ve aşırı tüketim gibi etkenlere bağlı olarak günden güne azalıyor ve bu nedenle tüm dünya, su kıtlığına doğru sürükleniyor.

Bir Kızılderili atasözünden anımsadığımız o satırlar, bugün geleceğe kaygıyla bakan, dünyanın sürdürülebilirliği konusunda endişeli olan tüm insanların mottosuna dönüşüyor: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Dünya yüzeyinde bulunan nehirler, göller, deltalar gibi geniş bir yelpazeyi kapsayan sulak alan ekosistemleri, yakın çevresindeki iklim koşullarını düzenlerken canlılara da hayat veriyor. Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71’i su ile kaplı. Fakat canlıların yaşamını devam ettirebilmesi için gereken tatlı su kaynakları, mevcut su kaynaklarının sadece yüzde 2,5’ini oluşturuyor. Su kaynaklarının sürdürülebilirliği; gıda güvenliği, ekonomik büyüme, iklim değişikliği ile mücadele gibi birçok alanın temelinde yer alıyor. Bugün gelinen noktada su kıtlığı, tüm dünyanın yaşadığı en büyük sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre küresel su kullanımı son 100 yılda 6 kat arttı. Küresel su tüketiminin artması, nüfus artış hızı, iklim değişikliği ve temiz su kaynaklarının kirlenmesi gibi faktörler tatlı suların kalitesini düşürüyor. 2050 yılında 9,4 milyara ulaşması düşünülen dünya nüfusunun, yüzde 40’ının su sıkıntısı çekeceği öngörülüyor. “Temiz su ve sıhhi koşullar”, BM tarafından 2030 yılının sonuna kadar ulaşılması beklenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın altıncı maddesi olarak dikkat çekiyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2022 yılı Küresel Risk Raporu’na göre gelecek 10 yıl boyunca dünya ekonomisini etkileyecek ilk üç risk; iklim için eyleme geçme başarısızlığı, aşırı hava koşulları ve biyoçeşitliliğin kaybolması. Su krizini de kapsayan doğal kaynak krizi ise en önemli sekizinci risk olarak görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kuraklık nedeniyle küresel anlamda her yıl ortalama 55 milyon insanın hayatı olumsuz etkileniyor. UNESCO, 10 yıldan kısa bir süre içinde insanlığın küresel su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağını duyurdu. BM, Su Kalkınma Raporu’nda dünyadaki su kaynaklarının daha iyi kullanılması ve yönetilmesinin önemine dikkat çekiyor. Hükümetlerin gündemine girmeyen ve iyi yönetilemeyen su krizinin, gelecekte suya erişimde eşitsizlikleri artıracağından endişe ediliyor. Raporda dünyada 3 milyardan fazla insanın suya erişiminin olmadığına, Arap dünyasında nüfusun yüzde 85’inden fazlasının kıtlık koşullarında yaşadığına değiniliyor. Uzmanlar, 2030 yılına kadar su kıtlığının yüzde 40 artacağını, küresel sorunlarla birlikte su kıtlığının daha da belirginleşeceğini ifade ediyor. Dünya nüfusundaki artış, iklim değişikliğine bağlı kuraklık ve seller temiz suya erişim sıkıntısını artıran en önemli faktörler arasında.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ EN BÜYÜK ETKEN

2000 yılından sonraki 20 yıllık dönemde sel felaketleri, önceki 20 yıla kıyasla yüzde 134 arttı. Bu dönemde kuraklıkların sayısı ve süresi de yüzde 29 yükseldi. Yeryüzündeki su kaynakları ise günden güne azalıyor. Kuraklığın yol açtığı içme suyu kıtlığı, başta Afrika olmak üzere dünyanın birçok ülkesindeki insanları zor durumda bırakıyor. BM’ye bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından hazırlanan rapor, küresel sıcaklıkta 1,5 derece hedefinin yakalanamaması durumunda daha fazla kıyı bölgesinin sular altında kalacağına ve canlı türlerinin yok olacağına dikkat çekiyor.

TÜRKİYE DÂHİL BİRÇOK ÜLKE TEHDİT ALTINDA

Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI) tarafından hazırlanan bir rapora göre 2040 yılında 33 ülke, “çok yüksek” seviyede su stresi yaşayacak. Bunların çoğu Orta Doğu’da, bazıları ise Akdeniz’de yer alıyor. Bahreyn, Kuveyt, Katar, San Marino, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin ve İsrail’in su stresi seviyesi 5 üzerinden 5. Bu ülkeleri Suudi Arabistan, Umman, Lübnan, Kırgızistan, İran, Ürdün, Libya ve Yemen takip ediyor. Su stresi yaşaması beklenen diğer ülkeler ise Azerbaycan, Fas, Kazakistan, Irak, Ermenistan, Pakistan, Şili, Suriye, Türkmenistan, Türkiye, Yunanistan, Özbekistan, Cezayir, İspanya ve Tunus. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 2025 yılında su stresi yaşayan ülkelerin oranı yüzde 34’e, su kıtlığı yaşayan ülkelerin oranı ise yüzde 15’e ulaşabilir.

10 ŞEHRİMİZİN SU RİSKİ YÜKSEK

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda ortalama sıcaklıklar artarken yağışlar azalıyor ve kuraklık baş gösteriyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), son 50 yılda Türkiye’deki sulak alanların yarısının su miktarı ve kalitesi bakımından sağlıklı yapısını kaybettiğini açıkladı. Başka bir ifadeyle üç Van Gölü büyüklüğünde sulak alan, ekolojik işlevini yitirdi. Türkiye’nin su kaynakları riski yalnızca yüzey sularıyla sınırlı kalmıyor, yeraltı sularının seviyesi de alarm veriyor. Ülkemizde azalan orman alanları da kuraklığa zemin hazırlıyor. WWF’in gerçekleştirdiği Su Riski Filtresi çalışmasına göre küresel ölçekte su riski yüksek şehirlerin arasında Türkiye’den 10 şehir yer alıyor. Bu şehirler İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Bursa, Mersin, Konya, Adana ve Antalya olarak biliniyor. Su kaynaklarının yönetiminde ve kentleşme, tarım, gıda, üretim, enerji gibi alanlarda doğayı göz ardı eden yaklaşımlar, hidrolojik müdahaleler, sürdürülebilir olmayan uygulamalar karşısında susuzluk riski daha ciddi ve sistemli ele alınması gereken bir konu olarak öne çıkıyor.

TÜRKİYE, “SU FAKİRİ” OLMA YOLUNDA

WRI’a göre Türkiye, 2040 yılına gelindiğinde dünyada en fazla su stresinin yaşandığı 27’nci ülke olacak. Su zengini bir ülke olduğu düşünülen Türkiye, kişi başına kullanılabilir su miktarı dikkate alındığında aslında su stresi çeken bir ülke statüsünde. Ülkemizde kişi başına yılda bin 519 metreküp su düşüyor. 2030 yılında nüfusun 100 milyona ulaşması durumunda kişi başına düşen su miktarı bin 120 metreküpe gerileyecek ve bu durum Türkiye’yi “su fakiri” bir ülke hâline getirecek. Bu veriler, ülkemizde bireylerin yıllık su ayak izinin, dünya ortalamasının yüzde 43 üzerinde olduğunu ortaya koyuyor.

2008 yılında 40-45 milyar metreküp su tüketimi olan Türkiye’de bu rakam, 2018’de 15 milyar metreküp arttı. Bunun en büyük sebebinin tarımsal sulama olduğu biliniyor. Su tüketimi fazla olan sektörlere ağırlık verilmesi de Türkiye’nin en önemli problemleri arasında.

BAŞLICA KULLANIM ALANI TARIM

Ulusal Su Planı’na göre Türkiye’de yıllık su tüketimi 54 milyar metreküp civarında. Bunun 40 milyar metreküpü (yüzde 74) tarım, 7 milyar metreküpü (yüzde 13) iç suyu ve evsel kullanım, 7 milyar metreküpü (yüzde 13) sanayi suyu ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılıyor. Tarımda damla sulama yöntemi ile ortalama yüzde 50 su tasarrufu sağlanabiliyor. Bu yöntemin benimsenmesi durumunda Türkiye’de her yıl toplam 16 milyar metreküp su tasarrufu yapılabilir. Bu tasarruf miktarı, yaklaşık üç yıllık evsel su ihtiyacını karşılayabilir. Evlerde kullanılan suyun, toplam su tüketimi içindeki payı ise yüzde 16. Özellikle İç Anadolu gibi kurak bölgelerde tarımda yeraltı sularına bağımlı kalınması, aşırı su tüketimine sebep oluyor. Yağışın fazla olduğu bölgelerde şeker pancarı, mısır gibi ürünler; kurak bölgelerde ise buğday, tahıl gibi ürünler yetiştirilmesi gerekirken tam tersi uygulamalarla sıklıkla karşılaşılıyor. Küresel açıdan bakıldığında ise suyun yüzde 69’u gıda ve tarım alanında, yüzde 21’i enerji ve endüstriyel alanda ve yüzde 12’si içme suyu ve evsel kullanım olarak görülüyor.

Ülkemizde yüzde 13 civarında olan sanayideki su kullanımı oranının, 2030 yılında yüzde 20’lere ulaşması öngörülüyor. Sanayide en çok su tüketen sektörlerin başında tekstil ve gıda geliyor. Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı’na (EPA) göre tek bir kot pantolon üretimi için 10 bin litre su gerekirken Su Ayakizi Ağı’na göre tek bir fincan kahve yapmak için gerekli içeriklerin üretiminde yaklaşık 130 litre su kullanılıyor. Ülkede en çok su kullanan sanayi sektörleri arasında kimya, petrokimya, demir çelik ve kâğıt da bulunuyor. Enerji sektörü de su tüketiminin üçte ikisinden daha fazla bir orandan sorumlu. Küresel otomotiv endüstrisi, önemli miktarda su tüketen başka bir sanayi kolu. Tahminlere göre bir araba üretmek için 39 bin galondan fazla su tüketiliyor.

PEKİ ÇÖZÜM NE?

Verimsizce kullanılan su kaynakları, su kıtlığını artıran en büyük etkenlerden biri. Bu nedenle birincil öncelik olarak su kaynaklarını verimli tüketmek gerekiyor. Verimli tüketim adına altyapı, teknik destek ve bu altyapıya uygun teknolojik kaynaklara yatırım yapılması da öncelikler arasında. En fazla su kullanılan alan olan tarımda sulama yöntemlerini iyileştirmek, damla sulamaya geçmek oldukça önemli. Bununla birlikte suyun doğduğu ve geçtiği doğal alanları korumak, sanayide atık su yönetimi çalışmaları uygulamak, evlerde tasarruf yapmak ve tüketim alışkanlıklarını değiştirmek gerekiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı geçen yıl 1. Su Şûrası’nı düzenledi. Şûrada günümüzde ve gelecekte vatandaşların temiz suya erişiminin sağlanması, su kaynaklarının korunması ve verimli su kullanımı konularına değinildi. Bakanlık, son üç yılda su alanında 41 milyar TL’nin üzerinde yatırımla bin 100 tesisin tamamlandığını açıkladı. Tarımsal üretimde su tasarrufu sağlayan modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılmasını hedefleyen bakanlık, toplam 1,1 milyon hektar alanda damla ve yağmurlama sulama sistemi kurdu. Türkiye’de kullanılan suların, yeniden kullanım oranı yüzde 2,5 iken bu oranının yüzde 47’ye yükseltilmesi hedefleniyor. Geri kazanılacak yaklaşık 3,3 milyar metreküp suyun 2 milyar metreküpü, 3,4 milyon dekar tarım alanının sulanmasında kullanılabilecek. Türkiye’de Su Kanunu çıkarılması konusunda da çalışmalar devam ediyor. Sanayisi hızlı gelişen Türkiye’de verimliliği artırıcı teknoloji yatırımlarının yaygınlaşması önem taşıyor. Havza temelli kuraklık yönetim planlarının hayata geçirilmesi, kentlerde su ihtiyacının azaltılması ve tasarruf edilen suyun tarımda kullanımını sağlayacak tedbirler alınması gibi çalışmaların da su krizini erteleyecek ögeler arasında yer aldığı biliniyor. Sanayide suyu yoğun olarak kullanan işletmelerin sorumlu kullanımı benimsemesi ve su yollarının kirlenmesini en aza indirmesi gerekiyor. İşletmelerin su ayak izini ölçerek su kullanımının yerel halk ve değer zinciri üzerindeki etkisini araştırması, su tüketimini azaltarak atık suları arıtması ve yeniden kullanması büyük önem taşıyor.

Total
0
Paylaşım
Benzer İçerikler
Oku

Enerjide Önemli Bir Eşikten Geçiliyor

Türkiye’de toplam kurulu kapasite 95,9 GW’a yükseldi. Söz konusu performans, elektrik üretim altyapısına da yansıyor. Türkiye’nin 11. Kalkınma Planı dâhilinde 2023 yılına dair hedeflediği rakam ise 110 GW.
Oku

Hava Kurşun Gibi Ağır

Şu an yolu bilinçsiz bir şekilde yarılamış bulunuyoruz ve bir virajdayız. Sürdürülebilir yöntemlerle süreçleri iyileştirerek bu virajı dönmediğimiz takdirde dünya, geri dönülemez bir yolun eşiğinde kalabilir.
Oku

Türkiye İnsan Sermayesini Kaybediyor

Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük sorunlardan biri, 2015 yılı itibarıyla büyük bir ivmeyle artış gösteren beyin göçü. Doktora mezunu ve araştırmacı oranı zaten düşük olan Türkiye’de artan göç trendi, Türkiye’nin gelişimi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Oku

Küresel Köyün Kaygılı Çocukları

Türkiye’de seçmen sayısı 7 milyonu, dünyada ise nüfusu 2,47 milyarı bulan Z Kuşağı, 20 yıl sonra dünyayı yönetecek. Rahat görünümlerinin aksine, kaygı düzeyi oldukça yüksek olan bu kuşağın tüketim öncelikleri neler? Sürdürülebilirlik, Z kuşağının satın alma davranışlarının neresinde?Bir ürünü satın alırken başvurulan yollar herkes için aynı mıdır? Ya da satın alma alışkanlıklarında herkesin öncelikleri bir midir? Bu soruların yanıtları kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte kuşaklar arasında da tüketimi belirleyen bazı değişkenler bulunuyor. Ancak belli yıllar arasında doğan insanların jenerasyon farklarını tanımlayan “kuşak”ların özellikleri de toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiyor. Bu da her ülkenin dönemler içinde yaşadığı deneyimlerin farklı olmasına bağlanıyor.