fbpx

Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim için Teknoloji

Sürdürülebilir tüketim ve üretim, daha azıyla daha fazlasını ve daha iyisini yapmakla ilgilidir. Peki teknolojik gelişmeler, insanlığa nasıl yardımcı olacak?

Günümüzde toplumlar ve bireyler sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan çok hızlı bir biçimde değişmeye devam etmektedir. Bu değişim ve dönüşüm hakkında yapılan araştırmalar, sürdürülebilir tüketimin sağlanabilmesinde sürdürülebilir üretimin ve teknoloji kullanımının çok önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.

Sürdürülebilir tüketim ve üretim, daha azıyla daha fazlasını ve daha iyisini yapmakla ilgilidir…

Sürdürülebilir tüketim ve üretim hedeflerine ulaşmak için, şirketlerin ve devletlerin teknolojik yenilikleri en üst düzeyde ve geniş ölçüde kullanması gerekecektir. Son on yıllarda gözlemlediğimiz teknolojik gelişimin büyüme oranları, gelecekte daha heyecan verici teknolojik gelişmeler vaat ediyor.

Son yüzyılda birçok yeni teknoloji türü çok hızlı ve artan bir büyüme grafiği çiziyor. Intel şirketinin kurucularından Gordon Moore’un 19 Nisan 1965 yılında Electronics Magazine dergisinde yayımlanan makalesi ile teknoloji tarihine kendi adıyla geçen yasa, bizlere her 18 ayda bir tümleşik devre üzerine yerleştirilebilecek bileşen sayısının iki katına çıkacağını gösterdi. Makale, bunun bilgisayarların işlem kapasitelerinde büyük artışlar yaratacağını, üretim maliyetlerinin ise aynı kalacağını, hatta düşme eğilimi göstereceğini öngörüyor. Butters’ın Fotonik Yasası ise bir kişinin optik fiber kullanarak iletebileceği veri miktarının her dokuz ayda bir ikiye katlandığını söylüyor ve optik fiber ile iletim maliyetinin her dokuz ayda bir yarıya düşeceğini öngörüyor. Rose Yasası, kuantum bilgisayarların kuantum bit sayısının üstel büyümesini tanımlıyor. Bu büyüme oranı sabit kalırsa, gelecek bizlere bilgisayarlı her türlü uygulama için bazı akıl almaz olanaklar ve kullanımlar sunabilir. Peki bu teknolojik gelişmeler ve ilerlemeler, insanlığa sürdürülebilir tüketim ve üretim hedeflerinde nasıl yardımcı olacak?

Son birkaç on yılda artan çevre bilinci ve fosil yakıt maliyetleri ile teknoloji, insanlığın tüketim ihtiyaçlarını karşılamak için üretimde tüm kaynakların daha verimli kullanılmasını, daha az ve temiz enerji ile üretim yapılmasını sağlayarak düşük karbonlu ve yeşil ekonomilere geçişe de önemli ölçüde katkıda bulunmaya başlamıştır. Örneğin; Moore Yasası ile daha da güçlenen bilgisayarlar, Butters Yasası ile ucuzlayan ve artan haberleşme olanakları sayesinde; izleme ve data analizi alanındaki teknolojik gelişmeler ile enerji tüketimi, su kullanımı ve yeşil üretimde verimliliği artırmaya yönelik uygulamalarda artış görülüyor. Şirketler, su tedarik ağlarındaki sızıntılar gibi hataları tespit etmek amacıyla, sensörleri ve kaynakları en üst düzeye çıkarmak için hassas sulama sistemleri gibi analitik tahmine dayalı veri modelleme kullanıyor.

Enerji tasarrufu, tüketimin azaltılması ve çevrenin korunması için daha büyük adımlar atılmalı.

Dünya nüfusunda yüksek artış oranı, şehirlerin sürdürülebilirliğini ve şehir yaşamının kalitesini çoktan tehdit etmeye başladı bile. Kitlesel kentleşme, şehirlerin çevresel açıdan sürdürülebilir ve ekonomik olarak başarılı olma kapasitesini düşürerek sosyal istikrarsızlığa yol açma ihtimaline sahip. Enerji tasarrufu, tüketimin azaltılması ve çevrenin korunması için daha büyük adımlar atılmalı. Bunun için teknoloji üzerine inşa edilmiş yeni sürdürülebilirlik modellerine ihtiyaç duyulmaktadır.

Tasarım aşamasında olan ya da hâlihazırda inşa edilmiş geleceğin şehirlerinin birçoğu artık akıllı şehir olmak zorunda. Bu akıllı şehirler; inşaat, yenilenebilir enerji, geri dönüşüm ve ulaşım için en son teknolojilerden yararlanarak karbon nötr ve sürdürülebilir olmayı hedefliyor. Mühendisler ve sürdürülebilirlik uzmanları, şehrin inşası aşamasında; yeniden kullanılabilen malzemeler, solar ve yeşil çatılar, yağmur sularının tekrar kullanılması, sıfır enerji tüketimli yapılar (enerji açısından kendi kendine yetebilen binalar ve fabrikalar), doğal iklimlendirme sistemleri gibi imkânları daha fazla kullanıyor. Yenilenebilir enerji ile çalışan ve paylaşımlı araçları, elektrikli ve kolay ulaşılabilen toplu taşıma sitemlerini bu tip geleceğin akıllı şehirlerinde daha fazla görüyoruz. Yapay zekâ, Nesnelerin İnterneti (IoT ), büyük data analizi ve yönetimi, otonom araçlar, nano teknoloji ve malzeme bilimi gibi teknolojik alanlardaki gelişmeler; bu akıllı şehirlerde enerji tasarrufu sağlamak, tüketimi azaltmak, çevreyi korumak ve aynı zamanda vatandaşların refah düzeylerini de artırmak için kullanılıyor.

Nano teknolojinin temiz enerji, sera gazı yönetimi, yeşil üretim ve sürdürülebilir yaşam alanlarında uygulamaları var. Bazı araştırmacılar, içme suyundaki bakteri ve mikrop gibi kirleticileri yok etmek için kompozit nanopartiküller kullanıyorlar.

Yeni nesil nükleer enerji; gelişmiş füzyon reaktörleri, füzyon-fisyon hibritleri ve saf hidrojen füzyonu gibi düşük karbonlu fikirleri kapsıyor. Nükleer bilimciler, Uluslararası Termonükleer Reaktör Deneyi (ITER) gibi projeler aracılığıyla araştırmalar yürüterek, fisyonun verimsizliklerini iyileştirmeye (örneğin, daha az atık ve daha iyi uranyum dönüşüm oranları) yönelik çalışmalar ile umut vadediyor.

Biyoyakıtlar, sıvı ve katı yağlardan üretilen etanol ve biyodizellerin yanı sıra gıda dışı ham maddelerden, gübre, atık maddeler ve alglerden yapılan katı yakıtları içeriyor. Devletler enerji açısından rekabetçi, düşük maliyetli alg biyoyakıtları üretme hedefleri üzerinde bir süredir çalışmaya başladılar bile. Aynı anda bu teknolojik gelişmelere paralel olarak gözlemlediğimiz durum ise; tüketim alışkanlıkların da değişmesi. Özellikle pandemi süresince çok fazla tecrübe ettiğimiz üzere, alışveriş alışkanlıklarımız daha fazla dijtal ortama taşındı. Bu alışkanlıklar gelecekte bir standart hâline dönüşecek ve birçok alışveriş dijital ortamlardan yapılacak. Büyük perakende zincirleri, artan talepleri karşılamak, gereksiz enerji kullanımını ortadan kaldırmak ve tedarik zinciri kontrolü sağlamak için birçok dijital dönüşüm projesine ağırlık vermiş durumda. Depolarında yer alan çok sayıda yerleşik IoT sensörü ve raf tarama ya da taşıma robotu enerji tasarrufu sağladıklarını ve müşteri deneyimi açısından sürdürülebilir olduklarını kanıtlıyor. Ayrıca artık mobil teslimat ve iade yöntemleri, QR kod tarama gibi verimli çevrim içi hizmetler sunan birçok alışveriş zinciri mevcut. Çok yakın bir gelecekte drone’lar ve insansız hava araçları ile ürün ve paket teslimatları mümkün görünüyor. Müşterilerinin evde kalarak alışveriş yapmalarını sağlamak, ulaşım kullanımını ve CO2 emisyonlarını azaltmaya faydalı olabilir. Tabii ki sürdürülebilir üretimden bahsederken geleceğin fabrikalarından bahsetmeden geçemeyiz. Geleceğin fabrikası konsepti içerisinde geçen; Akıllı Üretim, Endüstri 4.0 veya Dijital Dönüşüm gibi bazı tanımlar var. Tanımlar farklılık gösterse de bu karşılaştığımız gerçekliği değiştirmiyor. Geleceğin fabrikası; üretimi çok ciddi şekilde ve hızla değiştirecek yıkıcı teknolojilerin bir sonucu ve ürünüdür. Şu anda üretim ve imalat, 4. Sanayi Devrimi’ni yaşıyor.

Sanayileşme ve toplumsal üretim aslında insanlık tarihinde çok kısa bir zaman aralığını ifade etse de bu alanda şimdiden dört büyük endüstriyel devrim yaşamışız bile. Su ve buhar gücünün daha verimli kullanılmasını sağlayan mekanik tezgâhlar, Henry Ford’un katı üretim bandı tasarımı, üretim hatlarının geliştirilmesi ile elektriğin seri üretimde kullanılmaya başlanması, sonrasında ise 1970’lerde üretimde mekanik ve elektronik teknolojilerin yerini, dijital teknolojiye bırakmasına sebep olan programlanabilir makinelerin kullanılması… Şimdi de 4. Endüstriyel Devrimi başlatacağı düşünülen ve ilk kez 2011 yılında ortaya atılarak hızla kabul gören Endüstri 4.0 kavramı.

Dijital dönüşüm kavramı birçok alanda ve iş kolunda kullanılmaya başlandı. Türkiye’de bu dijital dönüşüme öncülük eden şirketler mevcut.

Nesnelerin İnterneti (IoT), siber-fiziksel sistem (CPS) kavramlarının gelişmesi, 5G haberleşme, elektronik ve robotik alanlarındaki teknolojik gelişmeler ile endüstriyel otomasyon da muazzam bir değişim geçiriyor. Geleceğin fabrikası neye benzeyecek? Esnek ve akıllı üretim nasıl gerçekleştirilecek? Sensörler, ölçüm cihazları
otomasyon teknolojisinin gözleri ve kulakları; robotlar ve cobotlar kol ve bacakları iken bir makinenin veya sistemin mevcut durumu hakkında, örneğin konum, dolum seviyesi,
makinedeki malzeme, üretim miktarı ve bunun gibi birçok çeşitli veri ve bilgiye farklı kaynaklardan nasıl erişilecek? Bunları anlamlı bir şekilde analiz ederek yönetebilmek, birleştirmek ve küresel olarak kullanılabilir hâle getirmek nasıl mümkün olacak?

Tabii ki bu konular üzerinde birçok şirket aktif olarak çalışıyor, teknoloji ve çözümler geliştirip üretiyorlar. Son yıllarda birçok ülkede akıllı fabrikaları daha çok görmeye başladık. Dijital dönüşüm kavramı birçok alanda ve iş kolunda kullanılmaya başlandı. Türkiye’de bu dijital dönüşüme öncülük eden şirketler mevcut. Dijitalleşen dünyada, pazar değil, yüksek teknoloji ve katma değer üreten öncü Türkiye için, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2023 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’ni geç de olsa 18 Eylül 2019’da yayımladı. 4. Sanayi Devrimi yerine Milli Teknoloji Hamlesi olarak adlandırılan ve “Yüksek Teknoloji ve İnovasyon”, “Dijital Dönüşüm ve Sanayi Hamlesi”, “Girişimcilik”, “Beşerî Sermaye” ve “Altyapı” olmak üzere beş ana bileşenden oluşan bu strateji de dikkat çeken unsurlar mevcut. Stratejiye göre teknolojik yol haritasında, yapay zekâ, 5G, siber güvenlik, büyük veri ve veri analitiği, IoT, blockchain, robotik ve otonomi ile nano teknoloji gibi başlıklar öne çıkıyor. Otonom ile elektronik araçların geliştirilmesinin artacağı ve bunun global pazarda yayılmasının sağlanacağı belirtiliyor. Tabii ki bu bağlamda Türkiye’nin 10’uncu ve 11’inci
kalkınma planlarındaki 2023 hedefleri için Milli Teknoloji hamlesinin oldukça önemli bir katalizör olduğuna inanmakla beraber bu konuda çok geç kalındığını düşünüyorum. Ancak yine de Yüksek Teknoloji ve İnovasyon alanında yaratıcı ve destekleyici çözümler ile altyapımızı geliştirir ve beşeri kabiliyetlerimize daha fazla destek olabilirsek teknoloji treninde biz de yerimizi alabiliriz.

Gelecek bize her şeyin daha akıllı olacağını gösteriyor. Akıllı fabrikalar, akıllı şehirler, akıllı binalar, akıllı sağlık sistemleri gibi.

Gelecek bize her şeyin daha akıllı olacağını gösteriyor. Akıllı fabrikalar, akıllı şehirler, akıllı binalar, akıllı sağlık sistemleri gibi. Bu sistemleri sadece kullanan değil üreten bir ülke olmamız için yüksek teknolojiyi, inovasyonu özel ve kamusal alanlarda daha çok kullanmaya ve uygulamaya özen göstermeli; bireysel olarak da kendimizi bu konularda daha fazla geliştirmeye ve eğitmeye gayret etmeliyiz. Nüfus artışı ile şu anda dünyadaki egemen ekonomik sistem olan kapitalizmin de güçlü bir şekilde körüklediği, insanoğlunun son yıllarda artan, tüketim iştahını beslemek ancak sürdürülebilir bir üretim ile mümkün olabilecektir.

Gelecek bizlere ne gösterir bilemeyiz. Bir yanda distopik yani olumsuz ve karanlık; bir yanda da ütopik yani olumlu, mükemmel, hayal ötesi bir gelecekten bahsediliyor. Bu konularda birçok kitap yazılıyor, film çekiliyor. Ama geleceği şekillendiren en önemli unsur, teknolojik gelişmeler ve bu teknolojik ilerlemeleri şimdi ve gelecekte nasıl kullanacağımız olacaktır. Yani teknolojilik gelişmeler; bireysel ve toplumsal tasarımların şekillenmesinde bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de en önemli unsur olacaktır.

Teknoloji ile kalın. Hoşça kalın.


Leuze Electronic Türkiye ve Orta Doğu Genel Müdürü
Total
0
Paylaşım
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer İçerikler
Oku

Marmara’da Deprem Olursa Türkiye Ekonomisi Çöker mi?

Marmara’nın ve İstanbul’un seyrekleştirilmesi mümkün mü? Evet. 1980’den sonra Türkiye’de sanayi, büyük metropollerin dışına taştı ve Anadolu’da bir dizi ikinci kent ortaya çıktı. Orta Anadolu Bölgesi artık ikinci Marmara Bölgesi olma potansiyeline sahip görünüyor.
Oku

Zararlı mıdır?

İnternet ortamında dolaşan yanlış bilgi ve görüntülere inanmamızın temelinde, gittikçe zayıflayan eğitim sistemimiz var. Bilim, araştırmaya “zararlı mıdır?” sorusuyla başlar. Ancak soruya “Neden zararlı?” diye başlayacak olursanız yargınızı baştan vermişsiniz demektir.
Oku

İklim Değişikliğine Karşı İnsanlığın En Önemli Mücadele Aracı Ormanlar

Ormanlar, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarının önlenmesinde insanların elindeki en önemli mücadele aracı. Ormanlarımızı kaybedersek yerleşim alanlarımızı sel ve heyelanlardan koruyamayız, gelecekte daha da şiddetlenen kuraklıklarla mücadele edemeyiz, tarım alanlarımızda verimli toprakların erozyonla taşınmasını önleyemeyiz.