fbpx

Yarının Garantörü Sürdürülebilir Tarım

Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyacı olan yeterli ve kaliteli gıda maddesinin uygun maliyetlerde üretimini, çevrenin ve doğal tarım kaynaklarının korunmasını geliştirecek sistem ve uygulamaları içeren sürdürülebilir tarım kavramına daha yakından bakıyoruz.

Son yıllarda adını sıklıkla duyduğumuz sürdürülebilir tarım, aslına bakarsanız hayatımıza yeni giren bir kavram değil. Zira 1900’lü yılların başında “Farmers of Forty Centuries or Permanent Agriculture in China, Korea and Japan” (Kırkıncı Yüzyılın Çiftçileri veya Çin, Kore ve Japonya’da Permakültür) adlı kitabında sürdürülebilir tarım konusunun önemini ortaya koyan Franklin Hiram King, aslında dünyaya bir uyarıda bulunmuştu. Takvimler 1977’yi gösterdiğinde, ABD Ulusal Tarımsal Araştırma, Yayım ve Öğretim Politikası Yasası’nda sürdürülebilir tarımın hedefleri açısından doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesi, gıda ihtiyaçlarının karşılanması, yenilenemeyen kaynakların bilinçli kullanılması, çiftlik uygulamalarının ekonomik açıdan sürdürülebilirliğinin sağlanması, çiftçi ve halkın refah seviyesinin artırılması gibi temel konular ortaya kondu. 1980’lerin sonuna gelindiğinde ise bu kavram gittikçe popülerlik kazandı.

Sürdürülebilir Tarım Nedir?

Sürdürülebilir tarımı, insanlığın bugünü ve geleceği için hayatını yürütebilmesi adına ihtiyacı olan temel gıda maddelerinin sürdürülebilir aşamalarla üretilmesi için yapılan tarım şekli olarak tanımlayabiliriz. Doğal kaynakların yok edilmemesi ve verimli bir şekilde kullanılmasını esas alan bu kavram; ekosisteme uyumlu, ekosistemin korunmasını ve gelişmesini destekleyen, teknolojik uygulamaların yapıldığı tarım yöntemlerini kapsıyor.

Araştırmalar, sürdürülebilir tarım teknikleri ile gıda üretiminde yüzde 58 oranında bir artış sağlanabileceğini ortaya koyuyor.

Dünya nüfusundaki artış hızına paralel olarak önemi giderek artan sürdürülebilir tarımın, nüfus politikalarıyla da uyum içinde olması önem teşkil ediyor.Yanlış karar ve adımlarla uygulanan endüstriyel tarım, tarım alanlarında geri döndürülemez kayıplar yaratırken iklim krizinin büyümesine neden olabiliyor; haliyle bu olumsuz gidişata dur demenin yolu da sürdürülebilir tarımdan geçiyor.

Söz konusu tarım olduğunda, akla ilk gelen faktörlerden biri de toprak. Üretimi yapılan gıdaların yüzde 95’i topraktan elde ediliyor ve bu durumda yaşamın kaynağı olan toprağı korumanın, sürdürülebilirliğin temeli olduğunu unutmamak gerekiyor. Araştırmalar, sürdürülebilir tarım teknikleri ile gıda üretiminde yüzde 58 oranda bir artış sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca doğal kaynakların verimli şekilde kullanılıyor olması, tarımsal sulamanın dengeli yapılması bu noktada çok önemli; zira toprak yapısında görülen bozulmalar dolaylı yoldan erozyon gibi kötü sonuçlar doğurabiliyor.

İnsan ve Doğa Dostu: Dikey Tarım

Birleşmiş Milletler’e göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun 9,7 milyar kişiye ulaşması bekleniyor. Haliyle nüfus artışı, gıda ihtiyacını karşılamak için daha verimli üretim yöntemleri bulmayı gerektiriyor. Sanayideki gelişmeler ve kentleşme nedeniyle her gün ekilebilir araziler kaybediliyor. Artan gıda talebi ve giderek azalan ekilebilir alanlar, karşı karşıya kaldığımız en büyük zorluklardan birini oluşturuyor.

Tam da bu noktada, “yapı entegre kontrollü tarım” olarak tanımlanan, sürdürülebilir ve çevre dostu bir yöntem olarak ekosistemimizi de koruyan dikey tarım devreye giriyor. Zira geleneksel tarıma nazaran daha az su kullanılan bu yöntem, doğaya daha fazla zarar vermeden ihtiyacımız olan gıdaların üretilmesine olanak sağlıyor ve fosil yakıt gerektirmiyor. Şehir içi tarım imkânı sunan ve geniş alana ihtiyaç duymayan dikey tarım, ayrıca lojistik maliyetlerini de düşürüyor.

Dikey tarımda, geliştirilen sirkülasyon sistemleri ile geleneksel tarım yöntemlerine göre yüzde 95 daha az su tüketiliyor.

Dikey tarım yönteminde tarla veya sera gibi tek bir seviyede sebze ve diğer gıdaları yetiştirmek yerine; gıdalar dikey olarak istiflenmiş katmanlar hâlinde, genellikle bir gökdelen, nakliye konteyneri veya başka bir amaca uygun depo gibi diğer yapılara entegre edilmiş olarak üretiliyor. Kontrollü Çevre Tarımı (CEA) teknolojisini kullanan bu modern fikir, kapalı tarım tekniklerini mercek altına alıyor. Sıcaklık, ışık, nem ve gazların teknoloji eşliğinde kontrol edilmesi, kapalı mekânlarda gıda üretmeyi mümkün kılıyor. Birçok dikey tarla, seralara benzer kapalı ortamlar olarak tasarlanıyor; üst üste dizilerek veya daha iyi ışık alabilmeleri adına eğimli şekilde konumlandırılıyor. Çoğu dikey tarlada ya topraksız metot ya da aeroponik yöntemi kullanılarak, ağırlığın sorun teşkil etme ihtimali ortadan kaldırılıyor.

Dikey Tarım Konusunda Türkiye’deki En İddialı Girişimler

Plant Factory: Geliştirdiği tarım teknolojisi sayesinde veri odaklı analizlerle bitki kalitesi ve lezzeti kontrol altında tutarak insan müdahalesini en aza indiren Plant Factory’de, çimlendirmeden filizlendirmeye tüm aşamalar tesiste gerçekleştirilirken; su, ışık, nem, sıcaklık ve rüzgâr gibi faktörler, üretim en verimli, temiz ve sağlıklı olacak şekilde kontrol ediliyor. Geliştirilen sirkülasyon sistemleri ile geleneksel tarım yöntemlerine göre yüzde 95 daha az su tüketiliyor. Dragos’taki kendi tesisinin daha küçük bir uygulaması olarak Mutfak Sanatları Akademisi içinde kurduğu MSA Bahçe sistemi ile geleceğin şef adayları için geleceğin gıdasını üreten Plant Factory; Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü ile de geçtiğimiz yılın aralık ayından bu yana birlikte çalışıyor. Üniversitenin kampüsünde kuracağı, geliştirdiği topraksız dikey tarım sisteminde bitki besleme optimizasyonu ve biyofortifikasyon gibi yaklaşımlarla kaynak kullanım etkinliğini artırmayı, karbon ayak izini azaltmayı, küresel gıda ve beslenme güvencesi bakımından sürdürülebilir ve iklim değişikliğine dirençli bir üretim sistemi oluşturmayı, ürünlere fonksiyonel gıda özelliği kazandırmayı ve daha sağlıklı ürünler yetiştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmalarının yürütülmesini hedefliyor.

Tarım alanlarının yüzde 8,1’inde organik üretim gerçekleştiren Avrupa Birliği’nde organik ürün pazarının büyüklüğü 5,3 milyar doları aşmış durumda.

Frux: Frux, yapay zekâ ve nesnelerin interneti ile entegre dikey tarım sistemlerinde uzman bir derin teknoloji girişimi olarak biliniyor. Dikey tarımın dijital dönüşümüne ışık tutan bu girişim, yerli tohumlar kullanarak dikey tarım alanları oluşturmak ve bunları şehir merkezlerine, ev ortamlarına taşımak için faaliyet gösteriyor. Yetişme döngüleri içinde; mineral, vitamin, ısı, ışık, nem ve diğer tüm değişkenler yapay zekâ yazılımlarıyla ölçülerek, kapalı ortamlarda bitki yetiştiriliyor.

Günümüzün geleneksel tarım yöntemleri ile 62 metrekareden elde edilebilecek ürünü, 2 metrekarelik alanda oluşturdukları katlı sistemden elde edebilen Frux, yerli tohumların dikey tarımda kullanılabilirliği üzerine analizler yapıyor. Yapay zekânın kullanılması, sistemde çıkabilecek sorunların öngörülüp engellenmesine olanak sağlıyor. Örneğin, yapay zekâ ortamdaki karbondioksiti, suyun pH dengesini analiz ederken; bitkiyi strese sokabilecek her durumu görüp, gerekli müdahaleleri yapıyor.

Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nda Sürdürülebilir Tarım

Sürdürülebilir tarım, AB’nin 11 Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın da gündeminde. Bu kapsamda tarım, gıda ve biyoçeşitlilik alanlarındaki hedefleri içeren Tarladan Sofraya ve Biyoçeşitlilik Stratejilerinde, her koşulda işleyen sağlam ve esnek bir gıda sistemi ve vatandaşlar için yeterli miktarda uygun gıda tedarikine erişim sağlayabilme hedefi korunuyor. Pestisitlere, antimikrobiyallere ve aşırı gübrelemeye bağımlılığı azaltmanın, organik tarım alanlarını artırmanın, hayvan refahını iyileştirmenin ve biyolojik çeşitlilik kaybını tersine çevirmenin acil bir ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

Sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birini mevcut gıda sistemi oluşturuyor. Hâliyle doğal kaynakları aşırı şekilde tüketen, biyoçeşitlilik kaybına neden olan ve sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratan günümüz gıda sisteminin yeniden tasarlanması önem teşkil ediyor.

“Çiftlikten Çatala” Stratejisi Sürdürülebilirliğe Yeşil Işık Yakıyor

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun geçtiğimiz yıl yayımladığı ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın merkezinde yer alan “Çiftlikten Çatala” stratejisi, gıda sistemlerini daha adil, sağlıklı ve çevre dostu hâle dönüştürmeyi amaçlıyor. Sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birini mevcut gıda sistemi oluşturuyor. Haliyle doğal kaynakları aşırı şekilde tüketen, biyoçeşitlilik kaybına neden olan ve sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratan günümüz gıda sisteminin yeniden tasarlanması önem teşkil ediyor.

Bu stratejiye göre, 2030 yılına kadar pestisit kullanımını yüzde 50 azaltacağını belirten AB; organik, mikrobiyal, organomineral kaynaklı gübrelerin oranını artırarak aşırı kimyasal gübre kullanımını en az yüzde 20 düşürmeyi de planlıyor. Ayrıca organik tarıma daha fazla ağırlık verirken, biyoçeşitlilikte yaşanan kaybın önüne geçerek son yıllarda çokça tartışma konusu olan hayvan refahının iyileştirilmesine dair de adımlar atmayı hedefliyor. Zira tarımda kimyasal ilaçların kullanımı toprak, su ve hava kirliliğine neden olurken; bitki, böcek, arı, kuş, memeli ve amfibilere de ciddi zararlar verebiliyor.

AB, organik tarım alanlarının toplam tarım alanlarındaki payını 2030 yılına kadar yüzde 25’e çıkarmayı planlıyor. Özetle tüm bu hamlelerle iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı ile risk altına giren gıda güvencesi ve güvenliğini sağlamayı istiyor.

Tarım alanlarının yüzde 8,1’inde organik üretim gerçekleştiren Avrupa Birliği’nde organik ürün pazarının büyüklüğü 5,3 milyar doları aşmış durumda. AB, organik tarım alanlarının toplam tarım alanlarındaki payını 2030 yılına kadar yüzde 25’e çıkarmayı planlıyor. Özetle tüm bu hamlelerle iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı ile risk altına giren gıda güvencesi ve güvenliğini sağlamayı istiyor. Bunu sağlarken, gıda sisteminin çevresel ve iklimsel ayak izini azaltacağına işaret ediyor. Böylece gıda sisteminin dayanıklılığını güçlendirirken, rekabetçi sürdürülebilirliğe yeşil ışık yakmış oluyor.

Tarımda 5.0 Devrimi

Tarımsal üretimde hedef, ekonomik ve sürdürülebilir bir üretim gerçekleştirmek. İşte bu amaçla tarımda verimliliğin ve ürün kalitesinin artırılması, minimum girdi kullanımı, gıda güvenilirliği, doğal kaynakların ve çevrenin korunması adına bir dizi çalışma ve stratejik uygulama yapılıyor. Tarıma verilen desteklerin yanı sıra, tarımın dijitalleşmesi için de çalışmalar hızlanmış durumda. Öyle ki tarım alanında dünyayla yarışabilecek teknolojik çözümler için “Tarım 5.0” hayata geçiriliyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı, son üç yıldır kesintisiz büyüyen tarım alanında farklı destek ve uygulamaların hayata geçirilmesi ve tarımın dijitalleşmesi hedefini benimsiyor. Bakanlığın yakın zamanda uygulamaya aldığı “Tarımın Geleceği-Geleceğin Tarımı” platformunda sürdürülebilir ve verimli tarım politikalarının yürütülmesindeki en önemli konuların başında kamu-sanayi-üniversite iş birlikleri, inovasyon ve Ar-Ge geliyor.

Türkiye Ar-Ge üssü Teknopark İstanbul’un firmalarından MOVE ON, Türkiye’nin Tarım 5.0’a geçişini sağlayan yerli çözümler üretiyor. Sürüm ve hasat dâhil tarladaki tüm süreçleri yöneten yerli otonomi sistemleri geliştiren ve tarımda yapay zekâ kullanımını yaygınlaştıran firma, trend teknolojileri Türk tarımına ilk elden aktarıyor. Türkiye’nin, ABD ve Çin ile eş zamanlı Tarım 5.0’a geçişini sağlayan MOVE ON, tarımda tam otonomi üzerine çalışan tek yerli firma. MOVE ON’un geliştirdiği TAS, TASAI ve HARVESTAI sistemleri her marka ve modeldeki traktör ve tarım ekipmanında kullanılabiliyor. İnsan gücü kullanımını en aza indirip, girdi maliyetlerini düşürüyor, ürün kalitesini ve değerini artırıyor.

Yakıt ve zaman tasarrufu sağlayan TASAI ile rota planlama, engel algılama, hat takibi, bitki sağlığı takibi ve toprak analizi yapılabilirken; aynı anda operatörden de bilgi alarak traktör dümenlemesi gerçekleştirilebiliyor. 130 dekar ve üzeri arazide yüzde 7’lik verim artışı sağlayan TASAI, üst üste bindirme, çift ekim ve ekilmemiş açık alan bırakma sorunlarını önlüyor.

Rulo çim kesme makineleri için geliştirilen kural bazlı traktör otomatik dümenleme sistemi olan TAS; yazılım, elektronik, mekanik ve hidrolik olmak üzere birçok disiplini bir arada bulunduruyor.

Çimin tarladan hasadı sırasında traktör ve makine tamamen TAS’in kontrolüne bırakılarak eller serbest sürüş yaptırılıyor. Yapay zekâ yazılımları ile kamera görüntülerinden meyve, sebze tanıma ve sınıflandırma işlemleri yapan HARVESTAI ise serada sıra aralarında otomatik olarak ilerleyebiliyor. Sebze ve meyveleri olgunluklarına göre sınıflandırabiliyor ve böylelikle olgunlaşan sebze ve meyveler otonom bir şekilde hasat edilebiliyor.

Total
0
Paylaşım
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir