Yolun Sonuna Gelmek Üzereyiz

”Üretirken, kullanırken ve tüketirken değişmemiz gerekiyor. Yoksa gelecekte yaşam bugünden daha güzel olmayacak. ”

Bugün, dünya diğer küçük ve her zaman oluşan sorunların dışında iki büyük problemle karşı karşıya. Çoğu ülkede enerji fiyatları aşırı derecede artmış durumda ve buna gıda fiyatlarındaki artış da ekleniyor. Bu iki problem birleştiğinde ise ekonomilerin önemli kısmında yüksek enflasyon ve durgunluk oluşuyor. Bizler bu problemlerin tümünü, COVID-19 pandemisine ve Rusya-Ukrayna krizine bağlıyoruz hemen. Peki ya öyle değilse? Peki ya arkada yatan bambaşka bir neden varsa ve biz o nedeni görmezden gelmeye çalışıyorsak?

Öncelikle Rusya-Ukrayna krizine baktığımızda ve olayıgerçekten çok basite indirgersek bu savaş engellenebilir miydi? Evet, engellenebilirdi. Bir şeyler yaparak değil fakat kişilerin söyleyeceği şeyler bu savaşın çıkmasını engelleyebilirdi. Bu savaştan kim kazançlı çıktı? Silah şirketleri ve petrol şirketleri. Silah şirketleri her daim savaş olmasını, savaş olmasa bile savaş tehdidi olmasını isterler ki silah satabilsinler. O nedenle silah şirketlerini bir kenara bırakalım. Kazançlı ikinci cenah olan petrol şirketlerine odaklanmak daha akıllıca olabilir.

İster inanın ister inanmayın, yeryüzünde kolayca çıkartılabilecek olan petrol tükeniyor. Ulaşılmaya çalışılan yeni kaynaklar ise çok daha masraflı biçimde çıkartılabiliyor. Örneğin; Suudi Arabistan’ın ham petrolün varilini üretmek için harcadığı bedel 10-20 dolar arasındayken ABD’de kayaların arasında sıkışmış petrolü çıkartmanın bedeli 60 dolar civarına ulaşabiliyor. Dünyada her şey sakince devam ederken ham petrolün fiyatı, 45-50 dolar aralığındaydı. ABD, bu fiyatlara petrol üretiminden para kazanmakta zorlanıyordu. Rusya-Ukrayna Savaşı petrol fiyatlarının 100-120 dolar aralığına çıkması için güzel bir neden oldu ve ABD en büyük petrol üreticisi konumuna yükseldi.

Fiyatların bu seviyeye yükselmesi, tüm petrol üreticilerini ve hatta Rusya’yı dahi mutlu etti. Çünkü herkes talebin artmakta olduğunu ama arzın talebe yetmeyeceğini biliyordu. Fiyatlar arttığı anda tüm üreticiler aynı arz ile neredeyse birkaç kat para kazanmaya başladı. Bitmekte olan bir kaynağa sahip olduğunuzu biliyorsanız, üretimi artırmadan daha fazla para kazanıyor olmanız normal bir davranış olarak algılanabilir. Ama bunun altında yatan ana noktayı unutmamalıyız… Ucuz petrol kaynakları tükeniyor.

Ne yazık ki tükenen sadece ucuz petrol kaynakları değil. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretmek ve bu elektriği depolamak için de az bulunan metaller kullanılıyor. Bu metallerin miktarı da oldukça azalmış durumda. Üretimin önemli bir kısmı da Çin’in elinde bulunuyor. Yani gelişmiş ülkeler isteseler de kömür, petrol ve doğal gaz tüketiminden kolay kolay vazgeçemez. Bu fosil yakıtların ulaşılabilir kaynakları da hızla azalıyor.

Artan nüfusu beslemek ve ihtiyaçlarını gidermek, gittikçe daha fazla ham madde kullanımını gerektiriyor.

Bunun da yanı sıra insan nüfusu da hızla artmaya devam ediyor. Artan nüfusu beslemek ve ihtiyaçlarını gidermek ise gittikçe daha fazla ham madde kullanımını gerektiriyor. Ham madde ise artık gittikçe daha zor bulunan bir duruma geldi. Çünkü yüzyıllar içinde kolay bulunabilen kaynakları tükettik ve zor bulunan kaynakları çıkarmak çok fazla emek ve enerji gerektiriyor. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi ucuz enerji kaynakları da tükendiğinden gittikçe daralan bir çember içine sıkışmış durumdayız.

Tüm bunların üzerine bir de yakmış ve yakmakta olduğumuz kömür, petrol ve doğal gazdan çıkan karbondioksit sebebiyle ortaya çıkan iklim krizi ekleniyor. İklim krizi diğer kötülüklerin yanında tarımsal üretimi de olumsuz olarak etkiliyor. Bir yandan nüfus artışı ile birlikte gıda ihtiyacımız artarken öte yandan topraktan aldığımız verim aynı hızda azalıyor. Küreselleşme ile birlikte gıda israfı da arttığı için insanları beslemekte sorun yaşamaya başlıyoruz. Dönüp dolaşıp bu da gıda fiyatlarının artmasına yol açıyor.

İKLIM KRİZİ İNSANLIĞI ZATEN BIR KRİZE DOĞRU SÜRÜKLEMEKTEYDİ

Gıda fiyatlarındaki artışın başlangıç noktasına bakacak olursanız, bu artışın pandemi öncesi dönemde başlamış olduğunu kolayca görebilirsiniz. Sorumsuz tüketim alışkanlıkları, sürdürülebilir olmayan üretim yöntemleri ve azalan kaynaklara eklenen iklim krizi insanlığı zaten bir krize doğru sürüklemekteydi. Son üç sene içinde yaşadığımız ek krizler, bu ana problemin nedeni değildir. Bu krizler, ana sorunun çok daha hızlı biçimde görülebilir hâle gelmesine neden olmuştur.

Şimdi, önümüzde iki yol bulunuyor. Ya bugün olduğu gibi kafamızı kuma gömüp içinde yaşadığımız krizin, COVID-19 pandemisi ve Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan kriz nedeniyle ortaya çıktığına ve insanlığın geleceğinin oldukça parlak olduğuna inanacağız ya da sorunun temelinde artan nüfusun ve azalan kaynakların olduğunu görüp işe koyulacağız. Elbette bu yollardan ilki daha çekici geliyor. COVID-19 bitecek, Rusya-Ukrayna anlaşmazlığı sona erecek ve biz kılımızı kıpırdatmadan eskisinden de güzel günlere kanat açacağız. Bugün için çoğumuz buna inanıyor ve günlük hayatımızı yaşamaya devam ediyoruz. Ama ne yazık ki asıl sorun, yüzeyde gördüklerimiz değil.

Sorunların temelinde nüfusun hızla artması ve bununla birlikte büyüyen bir tüketim hırsı var.

Ne ülkemizdeki ne de diğer ülkelerdeki sorunlar, bir seçimle bir ilaçla veya bir barış anlaşmasıyla çözülecek sorunlardır. Sorunların temelinde nüfusun hızla artması ve bununla birlikte büyüyen bir tüketim hırsı var. Bunu kontrol altına almadığımız müddetçe de durumumuz bir krizden ötekine, gittikçe kötüleşmeyi sürdürecek.

Çözüm mümkün mü? Evet. Fakat, ilk olarak kafamızı kumdan çıkartıp problemi algılamak zorundayız. Mevcut üretim ve tüketim sistemlerimiz, sürdürülebilir değil. Tarlada üretilen gıdanın en az yarısı tüketilmeden çöpe gidiyorsa bu çöp de kompost edilip tarlaya geri dönmeden gömülüyor ya da yakılıyorsa gıda üretiminin sağlıklı biçimde 8 milyar kişiyi beslemesi beklenemez. Burada sayfalarca örnek eklememiz mümkün. Fakat sanırım siz konuyu anladınız. Üretirken, kullanırken ve tüketirken değişmemiz gerekiyor. Yoksa gelecekte yaşam bugünden daha güzel olmayacak.


Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi Müdürü,…
Total
0
Paylaşım
Benzer İçerikler